1. Dünya Turnuva Şampiyonları Turnuvası / 32. Şikago Open Turnuvası

Tavlanın doğduğu coğrafyadan birisi olarak 11 saatlik uçuş ile ilk Şampiyonlar Tavla Turnuvası ‘nda oynamak amacıyla Şikago ‘ya gittim. Herkesin ilk sorduğu soru sırf bu turnuva için mi geldiğim oldu. Doğruladım ve şaşkınlıklarını gözlemledim. Öncesinde ben de turnuvanın bana katacağı Artı Pozitif Değer (geçenlerde gördüğüm bir tabir) açısından bakmış ve gitmemeyi düşünmüş ancak eşimin davete icabet etmemin yerinde olacağını belirtmesi ile gitmeye karar vermiştim.

İyi ki de gitmişim. İliklerimize kadar tavla ile doldum ve Şikago havasını soludum. Amerika Modern Tavla ‘nın anavatanı ve bunu oyuncuların kalitesinden anlamak mümkün. Özellikle Şampiyonlar Turnuvası büyük mücadelelere sahne oldu. 6 kişilik grubumda lig usulü yedilik 5 maç yaptım. İlk maçımda Ed O’Laughlin ‘i farklı yenince ümitlendim. ABT ‘nin yıldızlarından Justin Nunez ‘e önde götürdüğüm maçı DMP ‘de kaybettim. Daha sonra Florida ‘dan hemşerim Stacy Turner ile aynı şeyi yaşadım. Hemen sonra 4. Dev Michy karşısında yaptığım bir blunder ‘ın sonucunda vardığımız nokta olan 8 ‘lik küpü pas geçmek zorunda kalıp farklı yenildim. İki tane DMP ‘yi kaybetmenin bedelini bu maçta dengeyi kaçırarak yine ödedim. Hemen akabinde Jeremy Bagai ile benim için grupta son birşey yapma şansı olan maçı oynadım. Yine önde gittim ancak DMP ‘ye geldik. Bu sefer azmettim ve inanılmaz bir oyun kazanarak galip geldim. Grubu 2-3 olarak tamamladım. 4-1 ve 3-2 lerden 12 kişi ertesi güne kabul edildi. Benim de dahil olduğum 2-3 ‘lik 15 kişi elendi. İçlerinden kısa bir turnuva ile 4 kişi bulup 12 ‘yi 16 ‘ya tamamlama isteğimizi turnuva direktörü Rory ‘e kabul ettiremedik. 4-1 ‘lerin bir kısmını bye geçirip ilk 8 ‘e doğrudan aldı. 3-2 ‘leri de 16 ‘lık bracket ‘de 3 yedilik maçın 2 ‘si şeklinde maç yaptırıp onlardan da 4 ‘ünü aldı. Hatta 4-1 olup da bye geçemeyenlere bye muadili para ödedi.

Turnuvanın ertesi gününde Markowitz Masters denilen superjackpot turnuvasına yazıldım. 64 ‘lük bracket ‘dan iki defa girmeyi denedim. İkisinde de muvaffak olamadım. Onbirlik maçlarda birinde Bill Riles ‘a 4-uzak 2-uzak mesafede iken ve mars kazanmak üzereyken yenildim. Diğerinde de Jeremy Bagai ‘ye 8 sayı birden kaybettiğim bir maçta Jeremy Bagai ‘ye yenildim. Gece uyuyamadım küp kararını merak ettim 🙂 Sabah kontrol edince gördüm ki mars olduğum 4 ‘lük küp alış kararım doğru imiş ancak küp vermek yanlış imiş. Biraz rahatladım ancak haksız ama galip olmayı tercih ederdim 🙂

Sonraki gün asıl turnuva olan Chicago Open başladı. Biraz ümitliydim belki devlerin ağırlığını seyreltecek daha zayıf oyuncular gelir diye. Ancak umduğum gibi olmadı. Gelenler yaşlı ancak deneyimli ve iyi oyunculardı. Swiss sistemin 4 yenilgide eleyen versiyonu olan bir sistem kullanıldı. Bütün maçlar dokuzluk yapıldı ve 12 tur filan oynandı. Bence bu zamana kadar yapılmış en güzel turnuva sistemlerinden birisi oldu. Ben erken elendiğim halde 6 maç yapabildim. İlk turda DMP ‘de şanssızken bağırıp çağırmaya başlayan bir Amerikalı ile oynadım. Camiada da bilinir pek sevilmezmiş. 4-uzak 2-uzak iken mars etmek üzereyken bardan çift kırığı 3-3 ile girip DMP ‘ye götürdü ve oradan da şans ona güldü. İkinci turda efsanevi Malcolm Davis ile oynadım. Ciddi ve beyefendi bir insan. Maçı kameraya aldı ve bir hafta içinde bana gönderdi. Sayesinde Texas ‘dan bir Türk ile tanıştım ve hatta telefonda bizi görüştürdü. Malcolm ‘a DMP ‘de kaybettim. Bu maçta büyük hatalar yaptım. Sanırım bir gece önceki uykusuzluk etkiledi. Daha sonra biraz kendime geldim ve üstüste iki galibiyet aldım. Birisi Blitz ‘i kazanan ancak nispeten Andrew Liebenthal adlı zayıf bir oyuncuya karşıydı. Daha sonra da Blitz ‘de 5 ‘lik maçta o beni yendi. Diğeri de Bulgar bir oyuncuya karşıydı. Beni ‘Komşu’ diyerek çağırıyordu 🙂 Sonra hemşerim Stacy Turner ile yine karşılaştık ve DMP ‘de yenildim. Daha sonra da bir yenilgi daha alıp elendim ve güzel maçlar seyrettim. Özellikle Bill Davis, John O’Hagan ve Viktor Ashkenazi gibi ancak ABT turnuvalarında seyredebileceğim oyuncuları seyrettim. Bu seviyelerde artık oyun bilgisinin haricinde şeyler daha önemli hale geliyor. Bunların detaylarını diğer yazılarımda bulabilirsiniz.

Vakit bolluğundan Blitz ve Turnuva Sonrası Turnuvaya da katıldım. Önemli isimlerden Ray Fogerlund ‘i yendim. Steve Brown adlı şeker bir oyuncuyla tanıştım. Bob Koca ‘nın klasik gitar dinletisine katıldım. Ben de birlikte çaldığım Sayat adlı arkadaşım ile yaptığım kayıtları dinlettim. Turnuva boyunca yemek içmek ile ilgili birşey yapmamız gerekmedi. Sabah öğlen akşam ve istediğimiz diğer saatlerde hep yiyecek birşeyler oldu. Amerika ‘da şehir dışları pek dağbaşı havasında olduğu için böyle bir organizayon gerekliydi ve çok başarılı oldu. Avrupalı ağız tadına uzak olsa da alışık olduğumdan sıkıntı çekmedim. Üstelik Amerika ayarına göre bence lezzetliydi. İki özel yemeğe de gittik. İlk akşam Rory bizi Chicago banliyölerinde güzel bir muhitte sushi yemeye götürdü. Rory ‘nin tonton anne ve babası, eşi ve küçük şeker kızı da vardı yemekte. Güzel bir akşamdı. Ayrıca bir akşam da turnuva mekanına yakın güzel bir restoranda topluca yemek yedik.

Turnuva haricinde de Karen Davis ve Carol Joy Cole ‘dan USBGF ‘in federasyonlaşması ve aktiviteleri ile ilgili bilgiler aldım. Yamin Yamin ve Bill Riles ile tavla dünyasını ve ABT turnuvalarını konuştuk. Matt ve Falafel ‘in seminerine katıldım ve tavlanın komplike bir oyun olduğunu bir daha idrak ettim. Son gün Phil Simborg seminer verince tavla olduğundan daha berrak görünmeye başladı. Oyunculuk ve eğitmenlik nasıl birbirinden apayrı şeylerdir onu gördük. Özellikle Phil ‘in semineri çok başarılı ve tavlanın Amerika ‘da okullara yayılabileceği ümidini yayıyordu. Amerika ‘daki federasyon amatör bir yapıda. Ancak bunu hafife almamak lazım. Onların amatör işleri bile belirli kaliteyi tutturur. Dolayısı ile Amerika ‘daki federasyonun tavlayı gençlere götürebileceğini düşünüyorum. Japonya ‘da da tavla cafelere girmeye başlamış. Onların federasyonu da amatör ancak yapılan işler o ülkenin tavla kültürü ve derinliği düşünüldüğünde başarılı sayılabilir.

Sabri Büyüksoy

Neden Zarlardan Hiç Şikayet Etmem

Bu makaleyi yazan ve bana çeviri yaparak yayınlama izni veren Phil Simborg ‘a teşekkürlerimi sunuyorum. http://www.thebackgammonlearningcenter.com/ sitesini ziyaret ederek eğitimle ilgili veya aşağıdaki gibi birçok kaynağa ulaşabilirsiniz.

(Bu makaleyi yazalı 15 yıldan fazla oldu, ve gururluyum ki birçok canlı turnuvada poster olarak kullanıldı ve birçok web sitesinde kopyası mevcut.)

İşte zarlardan ya da şansımdan HİÇ şikayet etmememin sebepleri:

1) Kaba bir davranış. Rakibinizin sadece şansından ötürü kazandığını ve oyun becerisi olmadığını ima eder. Görgüsüzce ve aşağılayıcıdır.

2) Kimse aldırmaz. Herkes böyle şeyler duymaktan bıkmıştır. Herkes kendi kötü zarlarını görür ve iyi zarlarını unutur.

3) Şanssız olduğunuz genellikle DOĞRU DEĞİLDİR. Herkes aynı şans ile zar atar. Eğer kendi payınıza düşenden daha fazla kötü zar attığınızı düşünüyorsanız, muhtemelen kötü oynuyor ve bunu fark etmiyorsunuzdur. Çünkü ne kadar kötü oynarsanız, size gelebilecek kötü zarların ve rakibinize verdiğiniz iyi zarların adetleri artacaktır. Bu, aynı zamanda internetteki tavla sunucularının zarlarıyla ilgili şikayetlere de uyar. Hiç bir makina kimin zar attığına ve pozisyonun ne olduğuna aldırmaz. Zarlar rastgeledir ve sunucular üzerinde şimdiye kadar yapılan bütün çalışmalar bunu ispat etmektedir. Zar her yerde saf ve akılsızdır. İstatistiğin doğası gereği bazen ardarda birkaç çift veya 2 kapıya 5 gele atabilirsiniz.

4) Eğer kötü zarlarınıza konsantre olursanız DAHA KÖTÜ OYNARSINIZ. Şikayet etmek zihin ve enerjinizi yanlış yerlere odaklar. Ne kadar kötü zar attığınızı veya rakiplerinizin ne kadar iyi zar attığını düşünürsünüz, halbuki gerçekten yoğunlaşmanız gereken şudur: “Doğru hamle hangisi?”. Ve kötü şansınız hakkında düşünmeye başlarsanız kötü zar atacağınız ya da rakibinizin joker atacağı varsayımı ile hamlelerinizi değiştirmeye başlayabilirsiniz, halbuki düşünmeniz gereken şudur: “İhtimaller”. İhtimaller üzerine oynamayı bırakıp hangi zarların geleceğini “tahmin” etmeyi denemeye başladığınızda daha kötü oynarsınız.

5) Şikayet oyunu daha az zevkli hale getirir. Sizin için. Kötü şansınızdan ne kadar dem vurursanız o kadar kötü şansı hatırlayacak ve oynarken daha az eğleneceksiniz. Hatta kazansanız bile.

Özetle attığım bir zardan veya kötü şansımdan HİÇBİR ZAMAN şikayet etmem. Asla. Eminim ki rakiplerim bunu takdir ederler, ve eminim ki böylece daha iyi oynarım ve sonunda daha mutlu olurum. Birisi bana ne kadar şanslı olduğumu söylediğinde ise onlara standart cevabımı veririm: “Evet, bu turnuvada çok şanslı bir kura çekmişim.”

Phil Simborg
çeviren: Sabri Büyüksoy
orjinal makale