Tavla ve Hayat (2) Strateji ve Taktik Nedir, Nasıl Uygulanır?

Strateji ve taktikler bütün uğraşlarımızda karşımıza çıkarlar. Beynimizin işleyişinin böyle şekillendiğine dair bulgular vardır. Hayatta olduğu gibi tavlada da oyunda daha uzun süre kalabilmek üzere sınırlı sürede ve amaca yönelik kalitede çözümleri bu araçlarla elde ederiz. Stratejiler büyük resme ve özü kavrayışa işaret eden ve değerleri uzun zamanda ortaya çıkan çözüm modelleridir. Tavlada kapı almak pulları kırılmadan taşımakta ve rakibi engellemekte kullanılan bir stratejidir. Eğitim almak daha kazançlı iş fırsatları yakalamada bir strateji olarak kullanılabilir. Öte yandan taktikler daha kısa vadeli anlık hayat memat durumlarıyla ilişkilidirler. Problemlerin çeperi dar olup fırsatların oluşma ihtimalini ve kazancı ölçmek nispeten mümkün olduğunda taktikler kullanılabilir. Tavlada rakibin pulunu kırarak seçeneklerini kısıtlamak oyunu istediğimiz şekilde yönlendirme taktiği olarak kullanılabilir. Uğraşlardaki acemiliğimizde “ne” ve “nasıl” sorularıyla ilerlemekte fayda vardır. Bu yazıda kısaca böyle bir bakışın genel bir resmini sunmaya çalışacağım.

Tavlanın temelinde yarış olup öne geçen yarışmaya geri düşen de engellemeye ağırlık verir. İş dünyasında da kimileri öne geçer, kimileri engellemeye ya da yakalamaya çalışır, kimileri de farklı ve güçlü yönleri ortaya çıkararak yarışma zemininde yeni boyutlar açar. Strateji ve taktikler uğraşının vadesi ve kazanç hesaplama/öngörme yetilerimizle ilişkilidir. Tavlada hamle, oyun, maç, turnuva, sezon ve bütün tavla kariyeri gibi değişken vadeler ile bu vadelerde kullanılabilecek strateji ve taktikler mevcuttur. Bir hamle sonrası için yapacağımız hesap, oynayabileceğimiz hamle seçenekleri ve rakibin bunu yanıtlayabileceği hamle kombinasyonları olarak taktik anlamda değerlendirilebilir. Mesela rakibe gelebilecek zarları iyi, orta, vasat ve kötü olarak gruplayıp her gruba karşı oluşabilecek senaryoları değerlendirebiliriz. Bu taktik analizin ustaları robotlar olup insan oyunculara çok değerli katkılar sağlamışlardır. İş dünyasında bu tarz analizler beyin fırtınası toplantılarında sıkça yapılmakta ve ayrıca bilgisayar simulasyonlarından da faydalanılmaktadır.

Tavlada bekleme, kapama, bloklama ve geri-savunma gibi değişik temas ve karmaşıklık seçenekleri içeren stratejilerden faydalanılabilir. Bütün stratejilerde taraflardan birisi kendisi yarışırken diğerini engellemeye çalışır. Yarışta önde olanın yapabileceği en iyi şey oyunun doğasına sadık kalarak sadece yarışmaktır. Kazanacak en basit yol oyunu ve uğraşıyı kendi tasarlandığı seviyede algılamak ve oyun için öngördüğümüz hedeften sapmamaktır. Yalnız stratejiler oyunun amacı değil kazanmanın aracı olduğundan gerektiği zaman kıvrak olarak değiştirilebilmelidir. Tek mühimmatımız kaçış ise o zaman bütün durumlara bu açıdan bakmamız kaçınılmaz olacaktır. Sadece oyunu kazanmayı düşünmüşsek o zaman da uğraşın bizi büyütmesine imkan tanımamış oluruz. Örneğin bir işletme hedef olarak sadece kar etmeyi ortaya koyarsa ortakları, çalışanları ve müşterileri içeren büyük resimde hiç kimseyi mutlu etmemeyi başarabilir.

Strateji ve taktikleri uygulayabilmek için ölçülebilir kriterler gereklidir. Tavlada yarışta bitime olan uzaklıkları veren pip sayısı, çeyrek bölge atlama sayısı, ihtimal hesaplama yöntemleri, kırık sayısı, geri plandaki pul sayısı, içerdeki kapı sayısı, bloktaki kapı sayısı gibi birçok ölçme yöntemi vardır. Tavlada ve hayatta ölçülebilir unsurlar çetele tutmaktan ziyade strateji ve taktiklerimizin işe yarayıp yaramadığını gösterip daha sonraki vadelerde hangilerini tekrar kullanacağımızı belirlememize yarar. Bu amaçla işleyiş prensiplerini anlayıp robotlardan destek almak da çok önemlidir. Aynen iş dünyasında simülasyonlardan ve bilgisayarlı analizlerden destek aldığımız gibi. Evrimsel tasarımı ile doğa ve canlılar da bize bu konularda ışık tutabilecek çok uzun vadeli karmaşık sistemlerdir.

Strateji ve taktikler tavlada ve hayatta değişik vadedeki uğraşlarımıza makul kalitede çözüm sağlamada kullanılan araçlardır. Oyunda ve hayatta ilgilendiğimiz bütün vadelerde gerekli olanları toparlayıp kuşanmamız elzemdir. Seçenek ve ihtimallerin bilinci hamle ve oyun çapında skor bazlı taktikler kullanarak psikolojik olarak şans faktörü ile uzlaşmayı sağlar. Oyun, maç, sezon ve tavla kariyeri gibi uzun vadelerde ise uygun stratejiler şansı sıfırlayıp fırsatları doğurur. “Herkes yenmemi sağlayan taktikleri farkeder ama peyderpey zaferi getiren stratejileri göremez” diyen Sun Tzu ‘dan esinlenip, ustalığın “neden”leri kavramakla oluşacağına sonraki yazımda değineceğim.

Sabri Büyüksoy

Tavla ve Hayat (1) Tavlanın Oyunculuğu

Tavla sadece tavla değildir. Her uğraş kişi ve uğraşılan arasında bir etkileşim doğurur. Tavla oynayan ve tavla oyunu arasında da bu durum vardır. Uğraşılarda oluşan etkileşimin üç temel aşaması tavlaya da uygulanabilir. İlk önce tavla kişinin nefsiyle oynar ve aciz duruma düşürür. Bu aşamaya “acemilik/çıraklık” adını verelim. Daha sonra kişi yıllar içerisinde tavlayı oynar ve tavlaya hakim olup mekanik sınırlar dahilinde ustalaşır. Buna da “ustalık/marifet” aşaması diyelim. Bu iki aşama birbiri içerisine de geçebilir çünkü her uğraş gibi tavlanın da belirli merhaleleri ve durağanlaşılabilen platoları vardır. En son aşamada ise oynayan ve oynanan ayrımı ortadan kalkar ve ortada sadece tavla kalır. Bu kaynaşma ve birlik aşamasında artık içeriden ve dışarıdan bakıldığında doğal ve organik bir şekilde tavla vardır. Bu son aşamaya da “birlik/hakikat” aşaması diyelim. Bundan sonraki yazılarımda bu üç aşamaya aşağıda birer cümleye sığdırdığım konuları açarak değineceğim.

“Acemilik/Çıraklık” aşamasında öncelikle insani boyutu oyundan soyutlayıp tavlaya değişken vadede bir yarış olarak stratejik ve taktik açılardan bakabiliriz. Tavla bize yarışı ne zaman ve nasıl kazanmak ya da kaybetmek istediğimiz seçeneklerini sunar. Olasılık matematiği ve istatistik ile çoğu noktada yakından ilgilidir. Hayat kadar sonsuz ihtimal içerip şans kavramının göreceliliğini ve bu konudaki yanlılığımızı ustalaşabilene gösterir. Bu boyutlarının hemen üzerine inşa edilen risk yönetimi, kriz yönetimi, hareket esnekliği, yapısal zayıflık/güçlülük, bağlantılılık gibi unsurların önemine de işaret eder. Oyun sırasında hedef belirleme ve bunda esnekliğin önemi belirli bir seviyeden sonra ortaya çıkmaktadır. Bu aşamada oyun bilgisinin yanında insani faktörler de devreye girer ve bizi oyun bilgisinin ötesine taşıyacak yolu gösterir. Hayata karşı tutumumuz kendisini tavlada belli eder. Şansı ve şans unsuru karşısında kendimizi nasıl algıladığımız tavlada mevcuttur. Kazanmak ve kaybetmek hakkında nefsimizin ne olgunlukta olduğunu gösterir. Oyun sırasındaki psikolojik değişimlerimizin ne ölçüde farkına varabildiğimizi tavla sayesinde öğrenebiliriz. Zihinsel ve bedensel gücümüzü ve nefesimizi ne ölçüde verimli kullandığımız da tavladaki performansımız ile ortaya çıkacaktır. Heyecanımızı nasıl avantaja çevirip yönetebildiğimizi gösteri dünyasındaki insanların yaşadıklarına benzer olarak anlayabiliriz tavla sayesinde. Deneyimi oyun becerisine ve paylaşıma çevirebilme yeteneği tavlacıya çok şey katacaktır. Oyun sırasında ne kadar masada ne kadar etraftayız bunu başarılarımızdan anlayabiliriz. Huzursuzluk verici bir durumda oyunda kalma becerimiz var mı yok mu bunu da tavladan öğrenebiliriz.

“Ustalık/Marifet” aşamasında ise tavlayı niçin oynadığımız sorusu kendisini daha çok ortaya koyacaktır. Hayatta her uğraşta olduğu gibi tavla da aşk için ya da köşk için oynanabilir. Kimimiz sevdiğinden oynar kimisi de bundan kendisine bir paye elde etmeyi arzular. İkisi de makbuldür ve kişisel tercihtir. Ancak aşk için yapılan meşgaleler sonuç her ne olursa olsun tatmin edicidir. Bir şeye erişmek için yapıldığında ise keyif ve başarı bir dış faktöre bağlandığı için daha zordur. Mesela kötü şans ile başedebilmek sevgi ile yapılan bir uğraşta daha kolaydır. Sevgi ile yapılan uğraşlarda kişi daha arzuladığı kıvamda olacak ve uğraşın kendisi mutluluğu getirecektir. Başarı kaygısı ile uğraşıldığında ise sonuca varana kadar her an stres kaynağı olabilecektir.

Tavlanın ve her uğraşın sonundaki “Birlik/Hakikat” aşamasını anlamak zordur. Hugo Paulson ‘un “iyi firmalar rekabeti düşünür, harika firmalar ise müşterilerini” düşüncesini tavla oynayan insana şöyle uygulayabiliriz: Harika tavlacı tavlanın içerisinde nefsini yitiren ve tavladan kendisine ve etrafına faydalar da üretebilen birisidir. Her uğraş kişinin kendisini tanımasına fırsat verdiği ve toplam faydayı arttırarak kendisini üst bir potansiyele taşıdığı kadarıyla anlamlıdır. Hiçbir insan bir ada değildir. Kendisi bir özne ve diğer herşey birer nesne değildir. Kişi hem bütünün parçası hem de kendisidir. Hayat ve tavla dışımızdan akan geçen şeyler değil aynı zamanda içimizdedir. Harika tavla oynadığımız zaman aynı zamanda kendimize de dokunmuş olur ve bundan toplam bir fayda elde ederiz.

Sabri Büyüksoy

Neden Zarlardan Hiç Şikayet Etmem

Bu makaleyi yazan ve bana çeviri yaparak yayınlama izni veren Phil Simborg ‘a teşekkürlerimi sunuyorum. http://www.thebackgammonlearningcenter.com/ sitesini ziyaret ederek eğitimle ilgili veya aşağıdaki gibi birçok kaynağa ulaşabilirsiniz.

(Bu makaleyi yazalı 15 yıldan fazla oldu, ve gururluyum ki birçok canlı turnuvada poster olarak kullanıldı ve birçok web sitesinde kopyası mevcut.)

İşte zarlardan ya da şansımdan HİÇ şikayet etmememin sebepleri:

1) Kaba bir davranış. Rakibinizin sadece şansından ötürü kazandığını ve oyun becerisi olmadığını ima eder. Görgüsüzce ve aşağılayıcıdır.

2) Kimse aldırmaz. Herkes böyle şeyler duymaktan bıkmıştır. Herkes kendi kötü zarlarını görür ve iyi zarlarını unutur.

3) Şanssız olduğunuz genellikle DOĞRU DEĞİLDİR. Herkes aynı şans ile zar atar. Eğer kendi payınıza düşenden daha fazla kötü zar attığınızı düşünüyorsanız, muhtemelen kötü oynuyor ve bunu fark etmiyorsunuzdur. Çünkü ne kadar kötü oynarsanız, size gelebilecek kötü zarların ve rakibinize verdiğiniz iyi zarların adetleri artacaktır. Bu, aynı zamanda internetteki tavla sunucularının zarlarıyla ilgili şikayetlere de uyar. Hiç bir makina kimin zar attığına ve pozisyonun ne olduğuna aldırmaz. Zarlar rastgeledir ve sunucular üzerinde şimdiye kadar yapılan bütün çalışmalar bunu ispat etmektedir. Zar her yerde saf ve akılsızdır. İstatistiğin doğası gereği bazen ardarda birkaç çift veya 2 kapıya 5 gele atabilirsiniz.

4) Eğer kötü zarlarınıza konsantre olursanız DAHA KÖTÜ OYNARSINIZ. Şikayet etmek zihin ve enerjinizi yanlış yerlere odaklar. Ne kadar kötü zar attığınızı veya rakiplerinizin ne kadar iyi zar attığını düşünürsünüz, halbuki gerçekten yoğunlaşmanız gereken şudur: “Doğru hamle hangisi?”. Ve kötü şansınız hakkında düşünmeye başlarsanız kötü zar atacağınız ya da rakibinizin joker atacağı varsayımı ile hamlelerinizi değiştirmeye başlayabilirsiniz, halbuki düşünmeniz gereken şudur: “İhtimaller”. İhtimaller üzerine oynamayı bırakıp hangi zarların geleceğini “tahmin” etmeyi denemeye başladığınızda daha kötü oynarsınız.

5) Şikayet oyunu daha az zevkli hale getirir. Sizin için. Kötü şansınızdan ne kadar dem vurursanız o kadar kötü şansı hatırlayacak ve oynarken daha az eğleneceksiniz. Hatta kazansanız bile.

Özetle attığım bir zardan veya kötü şansımdan HİÇBİR ZAMAN şikayet etmem. Asla. Eminim ki rakiplerim bunu takdir ederler, ve eminim ki böylece daha iyi oynarım ve sonunda daha mutlu olurum. Birisi bana ne kadar şanslı olduğumu söylediğinde ise onlara standart cevabımı veririm: “Evet, bu turnuvada çok şanslı bir kura çekmişim.”

Phil Simborg
çeviren: Sabri Büyüksoy
orjinal makale