Köpük Yine 66 Attı

Yıllardır sitemize resim sponsoru olan değerli köpeğimiz Köpük bugün 10 yaşında. 6 Haziran 2006 doğumlu Köpük verdiği beyanatta kendisine dört şirin kemik gibi görünen düşeş zarını atmayı (6-6) çok sevdiğinden bahsetti. Ancak 5-5 zarına da çiçekleri andırdığı ve doğayı hatırlattığı için hayran olduğunu belirtti. Her gününü bir doğum günü gibi yaşadığını, tavlayı çok sevdiğini ve bundan sonra da hizmetlerini sürdüreceğini söyledi.

Kendisine mutlu yıllar diliyoruz 🙂

Tavla Camiamız (1): Duayenimiz İrfan Mızrakçı

Tavla ve Hayat olarak Türk tavla camiamız hakkında bir yazı dizisi başlatıyoruz. Başlangıç olarak meşhur tavlacımız Bursa’da yerleşik Giresun’lu İrfan Mızrakçı‘yı konuk ediyoruz. İrfan Amcam benim Türk tavla camiası yolculuğumda ilk dikkatimi çeken isim olmuştur. Bursa’da işlettiği pideciye daha uğrayamasam da turnuvadan turnuvaya özellikle de Kıbrıs’da çok görüşlüğümüz ve güzel sohbetlerimiz olmuştur. Babacan tavırlı, Hulusi Kentmen edalı bir abimizdir 🙂 Şimdi kendisinin tavla macerasının sonuçlarından bir başarısını aktarmak istiyorum.

İrfan Mızrakçı ile ilgili söylenebilecek en önemli tavla turnuva başarısı 1993 yılında Türkiye’de çok az kişinin oynadığı modern/vidolu/katlamalı tavlada Monte Carlo’da Dünya Üçüncülüğü başarısına erişmiş olmasıdır. O zamanlarda bir grup müdavim karavan kiralayıp Türkiye’den yollara düşer ve Monte Carlo’da Dünya Şampiyonası’nda yarışırlardı. İşte 1993 senesinde İrfan Amca yarı finalde yenilerek Dünya 3. sü olmuş ve tavla kariyerinin şimdiye kadarki zirvesine ulaşmıştır. Daha sonra tavlaya hiç ara vermemiş ve bir çok turnuvada yer alarak oyunculuğunu ve başarılarını sürdürmüştür. Kendisine camiamızda yer almasından ve bizlere yol açmasından dolayı teşekkürlerimizi sunuyorum.

Şimdi ilk olarak tavlanın meşhur simalarını içeren İngilizce bir yazıyı İrfan Mızrakçı’nın başarısının belgesi olarak sunuyorum. Bir sonraki içerik olarak Katmerli Mars adlı blog’da yer alan bir yazıda Engin Gürses adlı güzide bir oyuncumuzun yine bir duayenimiz olan Feza Diyarbekir vasıtası ile derlediği Takdire Şayan Başarılar adlı bir yazıyı paylaşıyorum. Son olarak da İrfan Mızrakçı’nın da bahsi geçen uluslararası meşhur İstanbul turnuvaları hakkında 1993 tarihli Almanca bir belgeyi İstanbul 1993 (PDF) paylaşıyorum. Bu dokümanı benimle paylaşan Ulrich Tamm arkadaşıma teşekkürlerimi bu vesile ile sunuyorum. Bir başka yazıda bu dokümanı ayrıca incelemek istiyorum. Fotoğraf içinse Arda Fındıkoğlu’na teşekkür ediyorum.

Sabri Büyüksoy

Rabia Mine’den Tavla ve Hayat

Şimdi hem kadın hem de erkek arkadaşlarımın ilgisini çekeceğini düşündüğüm, daha doğrusu çekmesini istediğim bir hafta sonu yazısı paylaşacağım.
Konu nedir biliyor musunuz? TAVLA.
Evet, evet, bildiğimiz tavla oyunu.
Ben şayet biliyorsa, yeni tanıştığım bir insanla özellikle de o kişi erkekse ilk fırsatta bir tavla atarım.
Çünkü bir insanı, iddia ediyorum neredeyse yüzde yüze yakın bir oranda tanımanın en kestirme yoludur onunla tavla oynamak.
Size müthiş zaman kazandırır.
Onunla yürüyeceğiniz yolda karşılaşacağınız olumlu-olumsuz her durumda nasıl bir tavır takınacağına dair müthiş ipuçları verir size. Şayet o ipuçlarını doğru okur ve gardınızı doğru alırsanız, en az hayal kırıklığı yaşarsınız o insana dair.
Öyle ki, tek bir tavla maçından sonra bir daha hiç görüşmemeye karar verdiğim insanlar olmuştur.
Ya da her şeye rağmen yürüdüysem bir süre ve tavla gözlemlerimi kulak arkası yapmışsam, mutlaka onunla oynadığım tavla oyununda edindiğim izlenimler bire bir gerçek olmuş, ben de boşu boşuna kaybettiğim zamanın ve bile bile yaşadığım üzüntülerin pişmanlığıyla kala kalmışımdır.
Neden biliyor musunuz, bir insan, özellikle de bir erkek, tavla oyununda ne ise, gerçek hayatta da odur.
Nasıl tavla oynadığı, bu ülkede aynı zamanda bir ‘erkeklik hali’ olması dolayısıyla özellikle yurdum erkeğinin ruhunun yansımasıdır. Orada her şeyini, bütün kişilik problemlerini, zaaflarını, komplekslerini, kaypaklığını, şiddet eğilimini, insana ve kendisine saygısını, tenezüllerini, korkaklığını, sinsiliğini, topyekun yaşam algısını, yani bütün varoluşunu sergiler olanca çıplaklığıyla farkında bile olmadan.
Ey hatun kişi, şayet bilmiyorsan acilen, gerekiyorsa önce sessiz sedasız bilgisayarını karşına alarak bu oyunu öğren. Hem de çok iyi öğren.
Ve yine ey aynı hatun kişi, bir erkek seninle sevgili olmak istediğinde onunla ilk önce bir tavla at ve mimiklerini, öfkelerini, kendini kaybedip kabalaşmalarını, zar tutup tutmadığını, hile yapıp yapmadığını, ne olursa olsun kazanmaya mı yoksa oyunun kendisine mi odaklı olduğunu, risk alıp almadığını, sen ne kadar iyi oyuncu olursan ol illâ ki seni “zarın geliyor da o yüzden kazanıyorsun” şeklinde aşağılayıp aşağılamadığını, sırf oyuna olan konsantrasyonunu kaybedip yenilmen için seni orantısız ölçüde provake edip etmediğini, kaybettiğinde hazmedip hazmedemediğini, senin hakkını verip vermediğini, kapı kaydırmaya, vurkaç yapmaya tenezül edip etmediğini, senin hamlelerinle alay edip etmediğini, sana saygılı olup olmadığını, durmadan sana akıl vermeye, oyununa müdahale etmeye kalkıp kalkmadığını gözlemle.
Her şeye rağmen kazanmak ise tek derdi, ve bu uğurda oyun boyunca senin varlığını hiçe sayıyorsa, el verdiğinde ya da maçı tamamen kaybettiğinde küfrediyor, sana kahve arkadaşın gibi davranıyor, “sadece şanslıydın” diyerek senin başarina gölge düşürmeye, seni ezmeye çalışıyor, sen ne kadar iyi oyuncu olursan ol yenilmeyi, hele hele bir kadına yenilmeyi asla hazmedemiyor ve sana en basit bir nezaketi bile çok görüp öfke kusuyorsa anında topukla
Çünkü seninle yaşayacağı ilişkinin her boyutunda da aynen tavla oyununda davrandığı gibi davranacaktır.
Seninle yürüyeceği yola asla samimi bir özen göstermeyecek, senin varlığına ve haklarına saygı duymayacak, kişisel özelliklerine ve yeteneklerine değer vermeyecek, sadece sonuca kilitlenecek, kendince kazanmayı hedeflediği her ne ise, onu elde edene kadar her şeyi mübah görecektir.
Hele bir de seni kişiliksizleştiremez, dilediğince çekip çeviremez, amacına dilediğince ulaşamazsa her türlü ama her türlü çirkinleşerek tavlayı olanca şiddeti ve arsızlığıyla suratına kapatacaktır.
Ya da zoraki bir nezaketle hislerini gizleyip, maçın sonunda pişkin pişkin sen kadın olduğun için maçı bile bile sana verdiğini söylerse, bir saniye bile durma.
Çünkü onun kadına bakışı son derece aşağılayıcıdır. Gözünde sen ikinci sınıf, erkeğin inayetine muhtaç, kendi kişiliği olmayan, zavallı bir canlısındır ve sana saygısı sıfırdır.
Sadece özel ilişkilerinizin değil, aynı zamanda arkadaşlık ilişkilerinizin seyrine dair de turnusol kâğıdır tavla oyunu.
Örneğin ben iyi ötesi tavla oynarım; ama asla salt kazanmaya odaklı değilimdir. Benim için oyunun kendisinin ne kadar kaliteli olduğudur aslolan. Risk alırım. Çok mecbur kalmadıkça kapı kaydırmam. Asla vur-kaç yapmam. Oyun ne kadar yaratıcı, neşeli ve zorlu olarsa, o kadar keyif alırım. Tavlanın olmazsa olmazı olan ‘dozunda’ kızdırmaktan ve kızdırılmak hoşlanırım ama şiddet ve küfürden nefret ederim. İyi bir oyunu kazandığımda mutlu olurum ama kaybettiğimde mutsuz olmam. Çünkü oyun iyi olmuştur. Hatta, yendiğim kişi çok sevdiğim biri ise üzülürüm bile, çünkü kazanmak neye yarar kaybeden olduğunda diye düşünürüm bir taraftan…
Yaa, böyleyken böyle işte.
Tavla hayattır, ve hatta söylediklerimi dikkate alırsanız hayat kurtarır.
Deneyiniz, göreceksiniz.
Rabia Mine

Facebook Rabia Mine duvarından alıntıdır https://www.facebook.com/rabia.mine.73/posts/10207341908200214