Tavla ve Hayat (7) Hayatın Anlamı

Zamanı geldi artık açıklıyoruz 🙂 Yıllardır bunu beklemiyor muydunuz? Yarın her şey artık bir başka gelecek gözünüze. Bu muydu istediğiniz? Bütün gizem bitsin, zar hiç olmasın, hayat makina edasıyla yaşansın. Öyle her şey birden olmaz. Önce tavla ile hayatın bir farkını açıklayalım:

Bir tek anını yaşamayı bile es geçebileceğimiz bir mecrayken hayat, tavla her zar anını farketmeye mecbur eder bizi.

Hadi bakalım şimdilik buradan başlayalım 🙂

Konu değiştireyim biraz. Kapaktaki fotoğraf benim tavlayı öğrendiğim ansiklopedidin kapağıdır. Belki de Tavla ve Hayat ‘ın anlamı budur. Hollanda’dan bir takipçimiz okul ödevi için geleneksel tavla oyunumuzun tarifini internette bulamamış. Ben de baktım hakikaten nasıl oynanır, kuralları nedir diye doğru dürüst bir şey yok. Gittim bu ansiklopediyi buldum, ilgili sayfaların fotoğrafını çekip yolladım. Yarım asırdan önce varolan bilgi modernleşme çağında kaybolmuş. Belki bu vesile ile yedi senelik Tavla ve Hayat ailesi olarak başa döner tavla nedir diye yazmaya başlarız. Sonunu çok yazmaktan başını atlamışız. Bakalım yaza yaza nereye gider. İnşallah bir anlam yakalayıp hapis kalmayız 🙂

Bu yazıyı bana oyunları sevdiren, yedi sene önce bugün toprağa verdiğimiz rahmetli babam Hasan Tevfik Büyüksoy ‘a adıyorum. Elle tutulamayan bir çok miras bıraktı: Müzik, şiir, hikaye, tiyatro, kahkaha, …

Hafız ‘dan bir şiiri çevirerek rahmetlinin ruhuna yollamak istiyorum. Bir de alta şarkı koymazsam eksik gidecek. O da bu sabah dinlediğim rû رو isimli youtube kanalından olsun. Bu kanalda çok güzel şarkılar çok güzel bir üslupla ve hikayeleriyle sunulmuş, abone olmanızı tavsiye ederim. “muhayyer-kürdî şarkı | bir kızıl goncaya benzer dudağın” şarkısının hikayesi de çok güzel.

Sabri Büyüksoy

KAHKAHA

Kahkaha nedir? Nedir kahkaha? O uyanan Allah'tır! Ah işte Allah'tır uyanan!

O çok zamandır yanında gezdirdiğin, gözlerini ve kalbini örtmüş bir bulutun arkasından tatlı başını uzatan güneştir.

O muhteşem bir yapı için yeri yaran senin asıl bedenin olup Hak denilen ışıktır.

O mutluluğun kendini alkışlaması ve sonra herkesi ve her şeyi kucaklamak üzere havalanmasıdır.

Gökyüzünde Sevgili tarafından zaptedilmiş kutup yıldızıdır kahkaha, ezeli olarak der ki,

"Evet, kıymetlilerim, buraya doğru gelin, buraya Bana ve Aşka doğru!

Sevecen ağızlarınız oynar, güzel dilleriniz şarkıları orkestra gibi yönetir

ve devinimlerinizle - elleriniz, ayaklarınız, salgılarınız ve hücrelerinizin sihirli kıpırdanmalarıyla - dansederken!

Bilin ki Allah'ın gözünde bütün devinimler şaşılacak bir lisan ve müziktir - öyle muhteşem, delişmen bir müzik!"

Ah be Hafız, nedir kahkaha? Kalplerimizde tomurcuklanan kıymetli aşk ve kahkaha?

O bir ruhun uyanışının muhteşem sesidir!

LAUGHTER

What is laughter? What is laughter? It is God waking up! O it is God waking up!

It is the sun poking its sweet head out from behind a cloud you’ve been carrying too long, veiling your eyes and heart.

It is light breaking ground for a great structure that is your real body—called Truth.

It is happiness applauding itself and then taking flight to embrace everyone and everything in this world.

Laughter is the polestar held in the sky by our Beloved, who eternally says,

“Yes, dear ones, come this way, come this way toward Me and Love!

Come with your tender mouths moving and your beautiful tongues conducting songs

and with your movements—your magic movements of hands and feet and glands and cells—dancing!

Know that to God’s eye, all movement is a wondrous language, and music—such exquisite, wild music!”

O what is laughter, Hafiz? What is the precious love and laughter budding in our hearts?

It is the glorious sound of a soul waking up!


Hafiz. A Year with Hafiz: Daily Contemplations (Kindle Locations 3739-3743). Penguin Publishing Group. Kindle Edition.

Köpük Yine 66 Attı

Yıllardır sitemize resim sponsoru olan değerli köpeğimiz Köpük bugün 10 yaşında. 6 Haziran 2006 doğumlu Köpük verdiği beyanatta kendisine dört şirin kemik gibi görünen düşeş zarını atmayı (6-6) çok sevdiğinden bahsetti. Ancak 5-5 zarına da çiçekleri andırdığı ve doğayı hatırlattığı için hayran olduğunu belirtti. Her gününü bir doğum günü gibi yaşadığını, tavlayı çok sevdiğini ve bundan sonra da hizmetlerini sürdüreceğini söyledi.

Kendisine mutlu yıllar diliyoruz 🙂

Tavla Camiamız (1): Duayenimiz İrfan Mızrakçı

Tavla ve Hayat olarak Türk tavla camiamız hakkında bir yazı dizisi başlatıyoruz. Başlangıç olarak meşhur tavlacımız Bursa’da yerleşik Giresun’lu İrfan Mızrakçı‘yı konuk ediyoruz. İrfan Amcam benim Türk tavla camiası yolculuğumda ilk dikkatimi çeken isim olmuştur. Bursa’da işlettiği pideciye daha uğrayamasam da turnuvadan turnuvaya özellikle de Kıbrıs’da çok görüşlüğümüz ve güzel sohbetlerimiz olmuştur. Babacan tavırlı, Hulusi Kentmen edalı bir abimizdir 🙂 Şimdi kendisinin tavla macerasının sonuçlarından bir başarısını aktarmak istiyorum.

İrfan Mızrakçı ile ilgili söylenebilecek en önemli tavla turnuva başarısı 1993 yılında Türkiye’de çok az kişinin oynadığı modern/vidolu/katlamalı tavlada Monte Carlo’da Dünya Üçüncülüğü başarısına erişmiş olmasıdır. O zamanlarda bir grup müdavim karavan kiralayıp Türkiye’den yollara düşer ve Monte Carlo’da Dünya Şampiyonası’nda yarışırlardı. İşte 1993 senesinde İrfan Amca yarı finalde yenilerek Dünya 3. sü olmuş ve tavla kariyerinin şimdiye kadarki zirvesine ulaşmıştır. Daha sonra tavlaya hiç ara vermemiş ve bir çok turnuvada yer alarak oyunculuğunu ve başarılarını sürdürmüştür. Kendisine camiamızda yer almasından ve bizlere yol açmasından dolayı teşekkürlerimizi sunuyorum.

Şimdi ilk olarak tavlanın meşhur simalarını içeren İngilizce bir yazıyı İrfan Mızrakçı’nın başarısının belgesi olarak sunuyorum. Bir sonraki içerik olarak Katmerli Mars adlı blog’da yer alan bir yazıda Engin Gürses adlı güzide bir oyuncumuzun yine bir duayenimiz olan Feza Diyarbekir vasıtası ile derlediği Takdire Şayan Başarılar adlı bir yazıyı paylaşıyorum. Son olarak da İrfan Mızrakçı’nın da bahsi geçen uluslararası meşhur İstanbul turnuvaları hakkında 1993 tarihli Almanca bir belgeyi İstanbul 1993 (PDF) paylaşıyorum. Bu dokümanı benimle paylaşan Ulrich Tamm arkadaşıma teşekkürlerimi bu vesile ile sunuyorum. Bir başka yazıda bu dokümanı ayrıca incelemek istiyorum. Fotoğraf içinse Arda Fındıkoğlu’na teşekkür ediyorum.

Sabri Büyüksoy